Başlangıçta Blues Vardı... 1800'lerin sonunda Afrika'dan kopartılarak, başka kıtalara köle olarak getirilen topluluklar, bundan sonraki yaşamlarının devamında bir de kökenleri etnik öğelere dayanan müzik türü oluşturdu."Blues" adı verilen bu müzik geniş bir zenci kitlesi tarafından üretilip yorumlanmaya başladı. temelde rock müziğinin alt yapısı gibi davul, bass gitar ve gitardan oluşan tapıya sahipken, sound daha elastik, daha anlaşılır ve temizdi.Sözlerde ise genelde bir tanrıya yakarış ve kabulleniş söz konusuydu.Zaman içerisinde zencilerin hakim olduğu bu müziğe beyazlar da yöneldi;ama hiçbir zaman bir zenci blues sanatçısı kadar başarılı olamadılar.
Beyaz insanların "Blues"la buluşması ve onların esarette olmayan yaşamsal rahatlığı,müziği farklı formlara sürüklemeye başladı.Daha çok beyaz insanın yaptığı ve daha neşeli, hareketli bir sounda sahip olan Rock'n Roll ile Blues'un eşleşmesiyle karşımıza hala çok kişi tarafından kabul gören "Rhythm&Blues"u çıkardı. tüm bu dönemlere baktığımızda Blues'dan Rock'n Roll'a;Rock'n Roll'dan Rhythm&Blues'a albümleri hala çok kişi tarafından alıcı bulan John Mayall, B.B. King, Chuck Berry, Bill Haley, Jerry Lee Lewis, Bo Diddey, Muddy Waters gibi efsane sanatçılar karşımıza çıkmakta.
Bu dönemin peşinden ortaya çıkan bir müzikal oluşum vardı ki Pop'un yumuşak ve ticari yapısından uzak, Blues'un yakarışlarından farklı bir sounddu."Hard Rock" denilen bu müzikal yapı 60'lı yıllarda büyük bir kabul gördü.Cream, Mc5 gibi çok ünlü gruplar ortaya çıktı. Bu dönemde sıra dışı ve tepkici gençlik, muhafazakar kiliseler ve kilise üyeleri tarafından dışlandı.Kilise tarafından rock müzik aforoz edildi.Bu aforoz ve lanetleme daha sonra rock'ın türevi olan "Heavy Metal"'in şeytan müziği olarak sıfatlanmasına neden olacaktı.Standart bir tapı isteyenler bu gençliğin sıra dışı olmasını istemiyor ve onları toplumdan soyutluyordu.İşte metal ve rock'ın şeytani olduğunun vurgulanması da böylece ortaya çıktı
1960lı Yıllarda Rock Müziğin Gelişimi..
60lı ve 70li Yıllarda Dünyanın Durumu
Savaş sonrası dönemde "Süpergüç" kullanılan Vietnam'daki hataları ve diğer devlet çöküşlerini görüyoruz.Tüm dünyada uluslar aniden "Vatandaşlar" olarak yardımlaşma sorunu ile karşılaştılar;çevrelerindeki canlıları reddetmeye başladılar.60'lar ve 70'lerin başı biterken barış ve umut kıpırtıları bile derhal taklit içinde çamurlandı ve öldü.Onun yokluğunda ideolojik yapısı olmayan bir teknoloji ile "Futurizm" geldi ve ne kadar asi olduğuna bakmaksızın her şeyi kendi ticari sistemine uyduran bir hal aldı ve bu uydurulmuşluğu sistem haline getirdi.Bu futurizm 80'lere gelindiğinde yabancılaşmanın bir dert olmadığı ama sistemin bir şartı olduğunu ortaya serdi.60'ların çocukları;dünyanın algılarını şekillendirdiğini gördüler ve lsd, ideoloji ve göreneksel makinaların yaygın hatalarının katliamında parçalandılar.Sonuçta onların yabancılaşması, yeni değerler yaratılmasından çok eski değerlerin takibinin bir kritiği formunu aldı.Onların hareketli toplumla karşılaştıkça ve yaşlanan yapışıklıklar çözüldükçe 60'ların reformcu yapısı zamanın futuristliği içinde hoş bir ilericilik aldanması haline geldi.Bunlar da o günlerdeki her şey gibi ya iflas etti yada daha en başta düşünce bazında çürüdü.Bir çöpçünün leşe gelmesi gibi 1980'ler ticari ihtirasın parlak kıyımı içinde yuvarlandı ve bu da bir inkar dalgasına ve yeni korkulara yol açtı: ilaçlar, teknolojik savaş, hastalıklar. Ticari sosyal doktrin homurtulu nevrozun altında ümitsiz korkulu bir dönem ortaya çıktı. tüm sosyal çabaların baştan yanlışlığının fark edilmesi şiddetli ahlak seferlerini yarattı.
60'lı Yıllarda Rock Müzik: "Çiçek Çocuklar Dönemi"
Rock müzik ilk ortaya çıktığında bir sürü tür ve stilin nahoş bir karışımı idi ve olgunlaşması uzun zaman aldı.Rock’n Roll terimi ilk kez Alan Freed isimli Cleveland’lı bir Dj tarafından,The Dominoes grubunun “Sixty Minute Man” adlı şarkısında geçen “My baby rocks me with a steady roll” sözlerinin etkisiyle 1951’de kullanılmıştır.Rock and Roll’un uzun tarihine bakacak olursak günümüzde Rock müzik olarak tanımladığımız müziğin oldukça geniş bir müzik yelpazesinin sentezi olduğunu görürüz.Günümüzde de bu sentez devam etmekte ve Rock müzik günden güne değişmektedir.Jerry Lewis,Chuck Berry,Buddy Holly ve elbette Elvis Presley gibi isimler Amerika’da Rock müziğin gelişiminde büyük katkılarda bulunmuştur.Esasen asi bir müzik olan Rock müziğe bu asiliği getiren ilk isimler de bunlardır.Müzik geliştikçe stil ve teknik kadar imaj da girmeye başlamıştır.Yukarıda bahsettiğimiz türlerin karışımı olan Rock müziği bildiğimiz haline getiren adam Los Angeles’lı bir prodüktör olan Phil Spector oldu.Spector,gençlik enerjisi ile beslenen öfke ve asiliği alıp The Crystals,The Shangri-Las,The Ronettes gibi sıradan grupları dönemin büyük isimlerine dönüştürdü.Ike ve Tina Turner,The Rolling Stones,John Lennon,The Ramones gibi isimleri de yaratan adam oldu.Stones,Rock müzik tarihinde bir grup elemanı veya bir müzisyen olmadığı halde en ünlü olan işidir.Spector’ın en iyi olduğu iş neyin ne zaman yapılması gerektiğini bilmesiydi.Bu yüzden West Coast modası başladığı sıralarda Jan&Ben ve The Beach Boys gibi grupları yarattı-ki bunları müzik tarihinin ilk boy band’leri olarak tanımlayabiliriz.Okuldan çıkıp sarartılmış saçlarını dağıtarak kocaman sörf tahtalarına atlayan ve okyanus kıyısına kışan gençler sayesinde bu tür müzik uzun süre listelerde kaldı.Del-Tones’un sörf marşı “Miserlou”yu,Pulp Fiction filminden ve Zeki Müren’in “Mısırlı” versiyonundan hatırlayabilirsiniz.West Coast müzik türü için her şey iyi giderken yeni bir akım şekillenmeye başladı.Bu akım içinde kız grupları da tutunmaya çalıştı ama sörf kültürü içinde kızlarının yerinin kıyıda oturmak olmasından dolayı bu fikrin ömrü epey kısalmış oldu.Bu sıralarda oluşan en büyük darbe İngilizlerden geldi.İngilizler o zamana kadar ki bütün gruplardan daha gürültülü ve sert söylüyorlardı şarkılarını.Bu da onları büyük yapan neden oldu.1964’te bu istilayı başlatan en büyük grup tabii ki The Beatles oldu.The Beatles,Kuzey Amerika’ya ayak basar basmaz sansasyonların ardı arkası kesilmiyordu.Albümleri haricinde yan ürünleri de satılan ilk ünlü grup olmuşlardı.Bir müzik türünü etkiledikleri kadar insanların dış görünüşlerini de etkileyen The Beatles’ın rock müzik tarihinin en iyi grubu olması artık şaşırtıcı gelmemeli.Kaküllü saçları ve fermuarlı botlarıyla dönemin hayat akımı haline gelen The Beatles’dan hemen sonra The Kinks ve The Rolling Stones da ciddi sayıda fanatik dinleyici sahibi oldular.The Beatles’ın müziği zaman içinde yavaş yavaş değişime uğradı.Bu müzikteki esas değişim 1967’de gerçekleşti,hippi şuuru dalga dalga yayılıyordu.The Rolling Stones’da 1960’dan itibaren soundunu devamlı değiştirdi.Hatta değiştirmedikleri tek şeyin müziklerindeki sertlik olduğunu söyleyebilirim.1960’lı yılların sonuna doğru bir San Francisco akımı ortaya çıktı,en gözde gruplar San Francisco’dan Amerika’ya yayılıyordu.Janis Joplin,Jefferson Airplane,The Greatful Dead gibi gruplar San Francisco’yu sallarken,daha güneylerde Los Angeles’da The Doors fırtınası fena halde esmeye başladı.Rock müzik tarihi adına tüm zamanların gördüğü “Janis Joplin’in Rock müziği bir erkek oyunu olmaktan çıkardığı için bütün kadınlarca alkışlandığı,müziğin yaşamı ve bütün dünyayı değiştirebileceğine inanıldığı günlerdi.” Özellikle John Lennon'ın evlenmesinden sonra The Beatles'la arasının açıldığı bilinen bir gerçektir.Yine de bugün bilinen en iyi eserlerinin de bu dönemde verilmiş olması da ilginçtir.
1970li Yıllarda Rock Müziğin Gelişimi..
1960’lardan 1970’lere girildiğinde müzik grupları da “süper gruplar” haline gelmeye başlamıştı.Gruplar daha kapsamlı turnelere çıkıp stadyumları dolduruyor,görkemli şovları ile her konseri daha törensel bir atmosfere çeviriyorlardı.
1960’larda kurulan Jethro Tull,The Moody Blues ve Pink Floyd gibi İngiliz gruplar,süper starlar haline geldiler.Black Sabbath gibi gruplar rock müziği sevimli hippi kültüründen uzaklaştırıp daha karanlık ve mistik temalar üzerine oturtarak bugün “Metal müzik” olarak bildiğimiz Rock türevini oluşturdular.Kuzey Amerika’da ise daha değişik bir tarz popüler olmaya başlamıştı.Geleneksel country müziğini rock ile karıştıran bu tarzın öncüleri Stills and Nash,Lynyrd Skynyrd,Creedence Clearwater Revival ve The Eagles idi.Bunlar diğer grupların aksine her şeyin akustik olmasından yana bir tavır içine girdiler.Rock cephesinde bunlar olup biterken İngiltere’de glam demlenmeye,Amerika’da da disco müziği patlamaya hazırlanıyordu.İngiltere’deki glam rock’ın (ya da glitter rock-icracıların gözlerine yaptıkları parıltılı makyajdan alıyordu ismini) ilk temsilcisi,katıldığı televizyon programlarındaki şovlarıyla fırtınalar estiren T-Rex’den Marc Bolan’dı.O günlerde Marc Bolan’ın gölgesinde kalan ancak günümüzde herkesin yakından tanıdığı David Bowie ‘de Marc’la çalışıyordu.Glam rock’ın felsefesi,esas olanın müzikte mesaj vermek değil tamamen dış görünüş olduğu yolundaydı.
1970’li yılların sonları The New York Dolls,Alice Cooper,KISS ve hatta Aerosmith’in altın yılları oldu.Derken Rock müziği sarsacak bir gelişme daha oldu.Ortaya New York Punk diye bir akım çıktı.The Ramones ve Blondie,İngiltere’de de The Clash ve The Sex Pistols ortalığı oldukça karıştırdılar.1960’lardaki garage gruplarına benzemiyorlardı.Onlar da 1960’lardaki öncüleri The Trashmen ya da The Sonics gibi çip Rock müzik yapmalarına rağmen müzikleri kulak tırmalayan üç akoru tekrar tekrar çalıp bağırmaktan ibaret değildi.Onların müzikleri Punk'ın temelini oluşturdu ve Rock müzik tarihinde en yıkılmaz türün oluşmasında öncülük ettiler.Çünkü gerçekten günümüze baktığımızda trend müzik olmasa da Punk'ın her dönemde var olduğunu söylemek mümkün.Tabii bu bahsi geçen grupların Punk'ın felsefesini değil müziğini oluşturduğunu da belirtmek istiyorum.Punk'ın felsefesinin ise ilk olarak Çiçek Çocuklar Dönemi'nde Hippilerden geldiği de bilinen bir gerçektir.Buna rağmen Hippi müziğinin günümüze kadar ulaşan Punk'ın ana temalarını içerdiğini de söylemek mümkün değildir.The Sex Pistols özellikle rock tarihindeki tüm punk gruplarını etkilemiştir.Özellikle Sid Vicious,Nirvana'ya kadar tüm grupların idolü olmuş,sadece müziği değil yaşam tarzıyla da Punk benzeri akımların gelişmesinde etkili olmuştur.
Heavy Metal Doğuyor...
Heavy Metal,Black Sabbath ile başladı.Bu blues topluluğu,modern yaşamın dehşetini vurgulamak için "Heavy Rock"a yöneldi.Aynı dönemde çıkan Led Zeppelin, blues-rock bir yapıya sahipken her iki grup proto-metal'in mimarları sayıldı.Bu 60'lı yıllarda ortaya çıkan hard rock soundunun daha sert ve daha kompleks yapılara bürünmüş haliydi.
1980li Yıllarda Rock Müziğin Gelişimi..
1983-1988 Arası Dünyanın Durumu ve Genel İdeoloji
O döneme tarihsel açıdan bakıldığında, soğuk savaş zirveye ulaşmış ve yatışmıştı.Ancak bu temelleri yeniden oynattı ve güç el değiştirdi.Dünyanın yeni nesilleri sonuçsuz yıllara ve belirsiz politik ikonlara alıştı.Toplumdan geri çekildiler fakat bu protesto, değerlerinin uygulanışına olmaktan ziyade değer olmayışınaydı.İnsan davranışının ve medeniyetinin gizli yönleri toplumun ilgili üyelerince tartışıldı.Ancak dışarıda uyku devam ediyordu ve çürüyen dünyada "inkar" önem kazandıkça durum kötüleşiyordu.80'lerde iş, gelecek, emeklilik planları ve yabancı savaşların krallığında uygunluk arayan bir tüketici toplumu hakimdi.Yeni teknoloji, yaşamı kolaylaştırdıkça banel hale geldi ve dahası pek çok insanı makinalaştırdı.Sonuç olarak muhalefet doktrinlerde rasyonalistti ve büyük bir makinayı programlamışcasına katıca hesaplanmıştı.Tüm ideolojilerde şiddet ve saldırganlık hakimdi. Dünyada ilişkiler gerginleşti ve yaklaşan ölümünü oluşturmak üzere noktadan koptu. Toplumun resmi ideolojisi "ideolojisizlik" oldu. zıt fikirlerin farkı, bu değer boşluğunu kapatmak için kucaklaştı.
1983-1988 Arası Rock Müziğin ve Heavy Metal'in Gelişimi
1980’lerde sönen "Punk" balonu,2000’li yıllara geldiğimizde tekrar piyasaya düşecek ve garage punk grupları rock’ın yeni kurtarıcısı ilan edileceklerdi.Yine de Punk'ın felsefe olarak Rock müziğini daha isyankar ve asosyal bir seviyeye taşıdığını da söylemek gerekir.Punk türünün ortaya çıkmasıyla birlikte hali hazırdaki tüm Rock türevi müzikler ve müzisyenler "Normal" insanlarca aynı kategoriye konulmaya başlandı.Belki de Rock müzik tarihinde sınıflandırmanın ilk olarak çıktığı zamanlar 1970'li yıllardır.Rocker'ların sosyal hayattan dışlanmaya başladığı veya kendilerinin yoğun olarak uzaklaştıkları ilk yıllar da yine bu yıllardır.1980’li yıllar Metal müziğin gelişimi için de oldukça önemli yıllardı.
Bu dönemnin birkaç yıl gerisinde oluşan bir İngiliz istilası başladı. Black Sabbath, Jethro Tull, Budgie, Judas Priest, Motörhead, Def Leppard ve Ufo gibi gruplarla başlayan dönem Iron maiden, Saxon, Venom, Angel Witch, Samson, Tygers Of Pantang, Raven gibi bir çok grupla devam etti.Bu dönem dünyada birçok insanı etkisi altına aldı ve bu döneme "New Wave Of British Heavy Metal" denildi.Bu tarzda çift gitar uyumu, anlaşılır melodik yapı, düz ama agresif vokal yorumları, gizemli dünyadan politik eleştirilere kadar uzanan konularla birleştirildi.Öyle bir dönemdi ki, Spider ve Samson'un Heavy Rock'undan Warface'in Death-Black metaline kadar bir köprü kuruyordu. Peşinden "Speed Metal"in geleneksel ton yapısı nihilistik, kromatik bir hal aldı.Böylece o dönemde yine ortalıkta olan punk rock'tan doğan bir sentezle "Death Metal"e uzanıldı.Slayer'in çıkışıyla modern metal oluştu ve hemen ardından birçok grup (kromatik, progresive, acemi ve hızlı, ambrent riflerle) "Death Metal"i kişiselleştirdi.Bu dönemde punk'ın hızını ödünç alan bir tür de ortaya çıktı ve bu türün adı da "Thrash Metal"di ve gerçekten kırbaçlarcasınaydı.Müzikal yapıda twin-pedal bir zorunluluk haline geldi ama dürt nala giden bir at gibi kullanılmalıydı.Çoğunlukla da kullanılan davulun üst kısmıydı (altolar).İyi bir gitaristin görevi de müziği kısa lead gitar partisyonlarıyla ve doğru zamanda sololarla renklendirmekti.Thrash Metal'in kötü özelliği ise kısır bir yapıya sahip olmasıydı.Bundan dolayı çok grup müziklerine klasik yapının (davul-gitar ve bass gitar) yanısıra değişik "Power Metal" unsurlarını da kattılar. Bunlar, vokaldeki çığlık yorumları, klavyeler gibi şeylerdi. Diğer bir müzikal yöneliş ise tüm bu eklemeleri reddedenlerdi ki onlarda da değişim vokal yorumunda ağırlıklı oldu. anlaşılır ama agresif thrash vokalinden, zor anlaşılan brutal bir vokal yorumuna yönelindi.Birçok müzik dinleyicisi bunu kabullendi ve "Death Metal" ortaya çıktı.
Thrash ve Death Metal'de konular genellikle gelişen modern toplumun teknolojik zararları, yani nükleer tehlike, politik yaşamdaki olumsuzluklardı.Bu nükleer zararların eleştirilmesiyle karşımıza onu temsil eden iskelet, kurukafa, eriyen suratlar gibi sürrealist figürleri de çıkardı.Bunlar zaman içerisinde t-shirt'leri süsledi. Burada vurgulanmak istenen nükleer tehlike ile yok olmak istenmemesiydi.O yüzden iskelet figürleri bir başkaldırıyı temsil etti.
Tabii bunlar zamanla albüm kapakları olarak karşımıza çıktı ve bu müziğe alışamayan toplumlarda anlaşılamamaktan dolayı tepki aldı. mesela "Megadeth" parçalarında politika, nazi katliyamlarına olan tepki ve nükleer tehlikeyi ele aldı.Zaten grubun isminin anlamı da, bir nükleer patlamadan sonra ortaya çıkan ölü sayısı veya dünyayı yok eden nükleer patlamada kişi başına düşen nükleer etkiyi simgeliyordu.
Diğer taraftan 1980 yılında John Lennon’ın ölmesi Rock müzik tarihinde bir dönemin sonu olarak bilinmekteydi.Zaten son zamanlarında eskisi kadar popüler olmayan The Beatles efsanesi de son bulmuş oluyordu.Bundan sonra The Beatles'ın elemanları bireysel çalışmalarıyla gündemde olacaklardı.80’ler Alan Parker’ın yönettiği “Fame” filmiyle açılmıştı ve bu filmin müziği de oldukça ünlenmişti.1980’lerin gördüğü ilk büyük müzik “Boogie Rock” tı.Blues’un biraz sulandırılmış bir hali gibi görünen Boogie Rock’ı icra edenler,Cream,Led Zeppelin gibi baba grupların yaptıklarının aksine,enstrümantal doğaçlama gibi şeylere kafa yormadan eğlenceli,hareketli ve ritme önem veren bir müzik yapıyorlardı.The Doobie Brothers,ZZ Top,Status Quo(ki In The Army Now şarkısıyla oldukça ünlenmiştir),Wet Willie gibi grupların bir özelliği de bütün müziklerini 4/4’lük ritim ölçülerinde icra etmeleriydi.1980’lerin başka bir trendi,1979’da başladığını söyleyebileceğimiz gothic müzik oldu.Ucu David Bowie,The Doors ve Velvet Underground’a kadar giden gothic müzik,1980’lerde punk’ın popüleritesini yitirmesiyle bir hayat akımı haline geldi.İnsanların dış görünüşleri yine değişiyordu.Joy Division,Siouxsie and the Banshees,Bauhaus,UK Decay,The Cure ilk temsilcilerdi.Bu grupların arasında en goth’unun Bauhaus olduğunu söyleyebiliriz.New Wave ile Gothic’in sentezi de bir çok grupta görüldü.New Wave,Pun’un devamı olarak nitelendirilen bir müzikti.Punk müzik 1980’lerde birkaç dala ayrıldı.Gothic’i anlattık."Post-punk" olarak nitelendirilen müzik punk’tan daha zorlayıcı ve sanatsaldı.New Wave ise daha sonraları Pop Müzik olacaktı.New Wave,enerjisini Punk’tan alıyordu ancak elektronik öğelerin artmasıyla bambaşka bir müzik türüne dönüştü.Sınırlarda gezmeyi seven Elvis Costello ve The Pretenders ile The Police,Madness,The Specials da bu müziği icra ediyorlardı.New Wave belki de dünya müzik tarihinde en fazla tek-hitlik grup çıkaran müzik türüdür.Bu nedenle bu müzik türünü icra edenlerin isimlerini bir bir saymamız imkansız.
1980’lerin ortalarında hard rock’ın bir türevi olan Hair Metal hüküm sürüyordu.Bu müzik türü,görünümü çekici fakat içi kof,pop yönlendirmeli hard rock gruplarını ifade ediyordu.Gürültülü ancak anlattıkları bakımından ipe sapa gelmez aşk şarkılarının grupları,özellikle MTV’nin de gazıyla çoğalmışlardı.Zaten MTV’nin ara gazıyla ortaya çıkan ilk müzik türü de budur.Yanar döner kıyafetleri,file atletleri,ağır makyajları,üç beden küçük jeanleri ve tabii ki kabarık,permalı,uzun saçları ile Cindirella,Warrant,Poison,Bon Jovi,Def Leppard,Whitesnake,Mr Big ve Skid Row’dan bahsediyoruz tabii ki.Yine de bu gruplardan bazıları kendilerini kurtararak günümüzün saygı duyulan pop ve rock grupları haline geldiler.
1990lı Yıllarda Rock Müziğin Gelişimi..
1990lı Yıllarda Dünyanın Durumu ve Genel İdeoloji
Soğuk savaş sonrası sebatsızlık ve sosyal sıkıntılar nihilistik ve hatta tek kullanımlık bir toplum yarattı.Çocuklar hayatlarını değersiz saydılar ve anlamsız emek milyonların vaktini alırken, tapınma intiharları gerçekleşti.Müzik yarı gönüllülükle uygunsuz ideallere tam kölelik arasında sürüklenip durdu. toplumun yaşandıkça 80'lerin cahil ticari şehvetini kaybetti ve kendi estetikten yoksunluğundan habersiz 70'lerin optimizmini geri canlandırmaya kalkıştı.Duygusal nihilizm ön plana çıktı ve öfkeli ruhlar yaşamak için bir sebep ya da ölümün anlamını bulmaya çalıştı.
1990lı Yıllarda Rock Müziğin Gelişimi
1990’lı yıllar Rock müziğin diğer bütün müzik türlerinden daha ön planda ve daha trend olduğu yıllar olarak müzik tarihine geçmiştir.Özellikle "Grunge" akımı punk müziğin aslında ölmediğini sadece bir uykuda olduğunu gösteren en büyük ve en gerçek delildir. 1990’ların başında kot pantolonlar kendiliğinden yırtılmış satılmıyor, hakikaten eskiyor, saçlar yüzün önüne atılmak için özellikle uzatılmıyor, boşvermişlikten uzuyor ve bir bıkkınlık, bir umursamazlık dalgası Seattle’da adamakıllı hakimiyet kuruyordu. İş güç sahibi olamamış, tutunamamış, ve evet, ‘kaybeden’ birtakım adamlar garajlarında gitar tınkırdatırken, müzikal özlerini 70’lerin heavy metal’inden, felsefesini ise punk’dan ve 1980’ler Amerikan hardcore’undan alan yılgın bir müzik türü yarattılar. Bu grupların ilk örnekleri olan Green River, Mudhoney ve Soundgarden, bazen dinlenebilme sınırlarını zorlayan kabilinden gürültülüydüler.İkinci ve en büyük dalga ise Nirvana’yla başlıyor.Nirvana’nın müziği o zamana kadar görülmemiş bir sadelik ve bir o kadar da derin duygular taşıyordu.Seattle’dan başlayarak bütün Amerika’ya ve hatta tüm dünyaya kadar uzanan bu müthiş müzik yolculuğu binlerce depresif ve duyarlı dinleyiciyle buluşuyordu.Günümüzün nu-punk’ından farkı ise o zamanlar müzisyenler günümüzde olduğu gibi zengin bir hayat yaşayıp “acıların çocuğuyum” tavrı takınmamalarıydı.Onlar gerçekten yokluğun ve hüznün içinden doğup dünyaya açılmışlardı.Nirvana’nın da bu kadar ünlü olmasının yegane sebebi buydu.Bu dönemde binlerce Grunge grubu kuruldu ancak Ozzy Ozbourne’un deyişiyle “Seattle Böceği” olan bu müziği icra edenlerin en iyileri Nirvana,Soundgarden,Alice in Chains,Stone Temple Pilots ve Pearl Jam olarak akılda kaldı.Nirvana’nın 1991 yılında çıkardığı Nevermind albümü bu türün en iyi albümü olarak sayılmış,bu albümün hit parçası Smells Like Teen Spirit de yüzyılın en iyi parçası seçilmiştir,MTV tarafından.Dönemin insanlarının görünüşü de Grunge kültürüyle özdeşleşiyordu.Eskiyerek yırtılan pantalonlar,miskinlikten uzatılan ve öyle bırakılan saçlar en fazla görülen insan manzaralarındandı.MTV’nin parmağını bu müzik türüne de sokması Grunge’ı bir trend haline sokarak onun yok olmasında en büyük pay sahibi oldu.Kurt Cobain, bu popülerliği ve trend olmayı aktarmaya çalıştığı duygulara ters buldu ve aramızdan ayrıldı (Yine de şaibeli bir ölüm olduğunu da söylemem gerek) Grunge müzik bana göre Kurt Cobain’le birlikte öldü.Yine de Grunge akımı ölmedi.Hala yaşıyor.Özellikle Ex-Nirvana üyeleri olan David Grohl’un kurduğu Foo Fighters grubu grunge akımına bağlı kalarak half-punk bir anlayışla yollarına devam ediyorlar.MTV,parmağını sokup mahfettiği bu müzik türünü Kurt Cobain’in gün yüzüne çıkmamış kayıtlarıyla canlandırmaya çalışsa da bir işe yaramadı.Grunge müziğin şimdilerde Puddle Of Mud gibi resmen Kurt Cobain ve Nirvana taklitçisi bir grup tarafından devam ettirildiği sanılıyor. 1990’lı yıllar tabii ki Grunge’la geçmedi.İngilizler de az sallamadı ortalığı.Bazılarının britpop dediği Oasis,Blur ve Suede ile başlamış gibi görülebilir ancak bu türün esin kaynağı olan gruplar The Beatles,The Kinks,Sex Pistols ve Pink Floyd gibi gruplardır.Britpop’un en önemli özelliği gitar müziği olmasıdır.1992 ile 1993 yılları arasında ortaya çıkan britpop Blur’un Popscene adlı singlelıyle gündeme geldi.Oasis ve Suede’nin ise belirgin özelliği daha sert ve daha anti-Amerikan olmalarıydı.
1990lı Yıllardan Günümüze Rock Müziğin Gelişimi..
1990'lı yıllarda Guns'n Roses gibi bazı gruplar rock'n roll ve yeni yeni ünlenen bir müzik türü olan metal müziği birleştirerek yeni türler ortaya çıkarmaya çalışmışlar.Bu gruplar haricinde Bon Jovi,eski alışkanlıklarını bırakıp yakışılılığını kullanmanın en iyi yolunun Rock müzik'e "aşk" kavramını katarak milyonlarca genç kızın gönlünü çalmakta bulmuş ve ününe ün katmıştır.Yine de bir Metal faktörü 80'li yıllardan edindiği potansiyel ve insanların farklı müzikler dinleme yolundaki eğilimlerini sisteme olan tepkiyle birleştirip önemli bir müzik türü haline gelmiştir.Özellikle 1980’lı yıllarda şekillenen ve oldukça ünlenen Metal Müzik’te özellikle Metallica’nın 1991 kaydı olan Black Albüm,Manowar’ın,Iron Maiden’ın,Sepultura’nın,Megadeth’in,Overkill’in ve daha bir çok grubun sayısız muhteşem albümü ve diğer grupların burada sayamayacağımız kadar çok albümleriyle Metal müziği de hatırı sayılacak bir dinleyici kitlesine ulaştırmıştı.Artık metal müzik punk müziğin yalnız bıraktığı asi ve öfke dolu gençliğin britpop gibi bu idealizme göre zayıf gruplar karşısında bir numaralı tercihi olmuştu.Ta ki MTV yine kolları sıvayana kadar.1990’lı yılların sonunda MTV yine bir atakla metal müziğe darbe niteliğinde bir çok aktivitede bulundu.Bunlardan birincisi Hip-hop’un oldukça ön plana çıkartılmasıydı.2000’li yıllara gelindiğinde Hip-hop bir numaralı trend haline geldi.Pop müzik de bu darbeden nasibini aldı ve eskiden pop müziğin bir yan dalı olan hip-hop’ın yan dalı artık pop müzik oldu.Günümüzde hala Eminem gibi gayet saçma ve basit müzikler yaparak zengin olan MTV yaratıkları boy göstermekte ve bu benim sinirimi oldukça bozmakta.MTV’nin metale vurduğu ikinci darbe ise nu-metal olarak isimlendirilen hip-hop’un metal müzikle kaynaşması şeklinde yorumlayabileceğimiz olaya izin vermesidir.Nu-metal grupları,metal müziğin herkesin aslında gözlerinin önünde olan ancak değer vermedikleri bu teknik ve felsefik soundunu hip-hop’la sentezlemeye çalışmış ve metal müziği de trend olma yolunda büyük tehlikeye sokmuştur.Yine de bu grupların suçu değil bu bana göre.Bu insanların beğenilerinin MTV'ye endeksli olarak değişip durmasıyla ilgili bir şey.1990 yılların bir uzantısı olarak günümüze kadar gelen Travis ve Coldplay gibi gruplar da akustik müziği baygınlık derecesine ulaştırmıştır.Bir de bunlarla mücadele etmemiz yetmezmiş gibi eski punk felsefesinden oldukça kopmuş school-boy imajıyla etrafta gezen Avril Lavigne,Sum 41 gibi modern punk grupları ve müzisyenleri de piyasayı ele geçirmiş durumda.Eskiden tepkisel ve mesaj vermeye yönelik olan her şey günümüzde eğlenmeye,günlük olayları anlatmaya yönelik.The White Stripes ve The Vines punk müzikte bunun en önemli kanıtı.Özellikle The Vines,ağabeyleri Puddle Of Mud kadar Nirvana özentisi olmayı bir kenara bırakın vokalistleri olacak şebek,Kurt Cobain’in sesini,görüntüsünü ve hatta müziğini hortlatmak için beyhude bir çaba içerisinde.Günümüzde Rock müzik en fazla alt dalı olan müzik konumunda ve trend olma yolunda emin adımlarla ilerlemeye devam ediyor.Artık Rock müzik konserlerinde arabeskçiler ve hip-hopçılar da boy gösteriyor.Rock kisvesi altında pop yapanlar bile köşeyi dönüyor.Gerçi doğduğu günden bu yana mücadelesini hiç yılmadan sürdüren Metal müzik,günümüzde hala MTV’ye rağmen dünyada en fazla icracısı olan müzik türü olarak ayakta ancak günümüzün metal müziğinde de oldukça yenilikçi ve kararlı adımlar atılmakta.Örneğin Metallica’nın S&M albümünde bir senfoni orkestrasıyla muhteşem bir konser verip dinleyicilerinin sayısını oldukça azaltmasıyla attığı büyük adım gibi yine Metallica’nın bir hard-core grup elemanını bünyesine katması ve yeni bir tür müzik yaratmaya çalışması da bu yenilikçi tavırlardan.Metal müziğin derinine inersek de 1990 yıllarda ortaya çıkmış ve Metal müziğin en hüzünlü eserlerinin icra edildiği bir sonbahar müziği olan Doom Metal türü eski Gothic müziğin bir uzantısı olan Gothic Rock ve Gothic Metal’e oldukça yaklaşmış durumda.Gruplarda trend olan başka bir moda da “Kadın vokalistimiz olursa köşeyi döneriz” anlayışıdır.Bu anlayışla MTV fabrikasyonu bir Evanescence da Gothic müziğin trend olmasını sağlayarak Metal’e büyük bir kötülükte bulunmuştur bana göre.Değişimlerden bahsederken Thrash,Death ve Black Metal’den de bahsetmeden geçemeyeceğim.Thrash grupları özellikle Metallica’nın yenilikçi tavrı ve diğer Thrash Metal gruplarının gerek başka türlere kayması, gerekse de reklamlarıyla ilgili ciddi sorunları (diğer müzik türlerinin trend olması) bakımından diğer Metal türevlerine göre oldukça az sayıda olmalarına rağmen artık eski Thrash’den pek eserleri yok.Yine de bir Sepultura’yı burada hakkını vererek anmak gerekiyor.Adamlar müzik anlayışlarından bir santim sapmadan muhteşem albümlerle yollarına devam ediyorlar.Son günlerde Pantera,Slayer gibi grupların isimlerini pek duymasak da Megadeth gibi bir grup hala yoluna,değişmiş de olsa devam ediyor.Death Metal,zaten çok fazla olan gruplarıyla etkin durumda ancak bazı Death Metal grupları da bu müziğin özü olarak nitelendirilebilecek “Brutal Vokal” (böğürtü vokal diyebiliriz anlatmamız gerekirse) yerine Black Metal’e özgü “Scream Vokal” (çığırtı vokal diyebiliriz) kullanmaya başlamışlardır.Yine de bu müzik türlerinde teknik olarak gelişim oldukça fazladır.Özellikle eskiden ortalama bir virtiözisiteye sahip icracılar bile ortalıkta dolaşırken şimdi teknik olarak insanları etkilemeyen gruplar çuvallamaya mahkum kalıyorlar.Günümüzde Metal müzik dinleyicisinin sık düştüğü hatalardan biri olan “Bir müzikte gitar soloları ne kadar fazlaysa o müzik o kadar iyidir” görüşü Death ve Black Metal gruplarının işine yaramış ve bu grupları gitaristlerinin virtiöz olmalarını gerektirecek teknik önlemler almaya itmiştir.Black Sabbath’ın daha az olmak üzere Venom’un öncülüğünü ettiği Black Metal türü daha sonraları Venom’un müziğinden oldukça uzaklaşmış ve Metal müziğin en karanlık,en vahşi ve bir o kadar da felsefik yanını oluşturmuştur.Çoğunlukla konularını şeytan,pagan efsaneleri ve korku öğelerinden alan Black Metal,gruplarının sıra dışı şovları ve sahne performanslarıyla da 1990’lı yıllardan itibaren adından oldukça söz ettirmiştir.Bu müzik türünün öncüleri arasında Mayhem,Burzum,Deicide,Marduk,Emperor,Cradle Of Filth (diğerlerine göre daha piyasa ancak daha sağlam alt yapısı var),Old Man’s Child gibi grupları sayabiliriz.Gothic Metal isimli tür ise gothic yaşama,sıra dışı melodik ezgilere ve orkestrasyonlara en fazla rastlanan Metal müzik türü olarak kendini yine 1990’lı yıllardan itibaren göstermeye başlar.Ancak 90’lı yılların sonuna doğru Doom Metal gruplarının da bu müzik türüne oldukça yaklaşık bir müzik anlayışı gütmeleriyle Gothic Metal de günümüzde en fazla dinlenen Metal müzik türü olarak görülmektedir.Katatonia,Leave’s Eyes,Lacuna Coil,3rd And The Mortal,Theatre Of Tragedy (Son iki albümü hariç.Son albümlerinde elektronik-metal gibi bir tür ortaya koymalarına ve beğenilmelerine rağmen vokalistleri ünlü Liv Kristine’in gruptan ayrılmasıyla eski gothic anlayışlarına geri dönmüş gibi görünüyorlar),Tiamat gibi gruplar bu müzik türünden kazanıyorlar viski paralarını.Doom Metal ise hala ayakta ancak daha melodik ve daha özgün eserlerin ortaya çıkması gerekiyor.Bu türün öncülerinden Anathema ve Opeth hala çizgilerini koruyan gruplar arasında.Aslını isterseniz Metal müziği dinlemeye başlayan bir insanın en önce ve en sık karşılaşacağı sorun dinlediği grubu nasıl sınıflandıracağıdır.1990’lı yıllarda bu müzik türleri arasında geçiş çok fazla yaşanmazken 2000’li yıllarda bu müzik türleri birbirine oldukça yakın müzikler yapmaya başlamış,örneğin Power Metal,bir opera sanatçısının elinde şekillendirilip orkestra ve opera vokal katılarak ortaya Nightwish ekolü çıkmıştır.Bunun gibi flamenko müzik türüyle Doom,Death ve yer yer Black Metal türünün bir sentezi olan Opeth’i de sınıflandırmak çok zordur.Zaten bana kalırsa günümüzde grupları yaptığımız sınıflandırmayla değil dinlediğimiz müziklerine göre değerlendirmek gerekiyor.Tabii bunu yaparken önümüze kesinlikle çıkan MTV faktörüne de fazla kapılmamak gerekiyor. Rock müzik tarihine bu kısa yolculuğumuz sırasında bir çok gruba ve müzisyene değinme lüksüm yoktu ancak yine de gidişatı konusunda sizleri bilgilendirmeye çalıştım.Rock müzik tarihini detaylı inceleyenler bileceklerdir ki bu müzikte trendler on-on beş yılda bir kendini tekrarlar.Sex Pistols-Nirvana-Puddle Of Mud üçlemesi buna bir örnek teşkil edebilir.Kurt Cobain’in kendisi bile Sex Pistols’ın idolü olduğunu söylemiştir.Puddle Of Mud için de bu geçerli.Bu örneği vermemin sebebi gidişatın daha derin yönünü aktarmaktı.İnsanoğlunun yaptığı müzik ve fikirler devamlı kendini tekrarlıyor.Bundan on beş yirmi yıl önce moda olan Punk müzik oldukça uzun bir aradan sonra yeniden dirilebiliyor.Bu diriliş belki insanları tatmin etmiyor,belki müzik eskisi gibi olmuyor ancak içinde bulunulan zamanın koşullarına göre yeniden şekillenip yeniden trend haline gelebiliyor.Bu yüzden “Rock Müzik öldü “ , “Metal Müzik artık dinlenmiyor “ gibi yanılgılara düşmemek gerekiyor.MTV’yle ilgili yazdıklarıma rağmen müzikte sentez olayına hiç karşı değilim hatta destekliyorum çünkü müzik türleri bir yerden sonra tıkanıyorlar.Aynı gruplar birbirinin benzeri on albüm çıkarırsa ne kadar dinlenebilirler ki? İşte bu yüzden başka müzik türleriyle sentez yapılarak yeni armonik ve melodik kalıplar geliştiriliyor.Bazen bu insanlara yüzeysel ve bayağı gibi geliyor.Bazen The Beatles dinleyen bir insan “Children Of Bodom’u ne yapayım?” diyebiliyor.Ancak şunu da unutmamak gerekir ki müzik tarihinde ilkleri başaranlar ünlü oldukları kadar teknik olarak günümüz gruplarının olanakları ve alt yapıları düşünüldüğünde daha alt düzeyde kalıyor.Bunun nedeni sadece olanaklar da değil.İlk çıkan şeyler her zaman risklidir.Beğenilme kaygısı güder.Teknik olarak geliştirilmeye açıktır.Yani geliştirilebilir.Daha doğrusu o grubun açtığı yolda ilerleyenler o gruptan daha iyi müzikler yapılabilir.Bu nedenle ben insanların gruplar arasında “Şu güzel değil,şu güzel” gibi yorumlarına çok sinir oluyorum.Sonuçta renkler ve zevkler hep farklı oldu.Bu nedenle hiçbir zaman bir müzik türü trendken diğeri ölmedi.Pop ve Rock paralel olarak ilerledi.Trendlik olayında beni sinir eden nokta ise insanların bir veya birden fazla grubu lanse ederek onları göğe çıkartırken diğer grupları es geçmesi ve bir grup trend olduktan sonra para kaygısı güden bir çok grubun mantar gibi piyasalarda bitivermesidir.Bu da müziğin kalitesizleşmesi gibi bir sonuç ortaya çıkarıyor.Mesela önemli Metal gruplarının en ünlü oldukları zamanda o müzik türüyle ilgili çok ilerleme olduğu kadar çok da gerileme olduğu görülebilir.İşte bu nedenlerle trend olan türler kadar olmayanlara da yer vermeye çalıştım bu kısa yazımda.Kısa diyorum çünkü aklıma gelen ve yazmadığım milyon tane konu var.(Örneğin bir Led Zeppelin ve Deep Purple gibi gruplardan tutun da bunlar gibi milyonlarca grubun milyonlarca sevdiğim şarkısı var ama hangi birini anlatabilirim ki?).Bu yazı size tam anlamıyla Rock Müzik tarihini anlatamaz,öyle bir iddiası da yok.Ancak bu size bir kapı aralayan bir yazıdır.. (Bu Yazıyı Derleyen Arkadaşa Sonsuz Teşekkürler.. Ve Anlaşılacağı Gibi ''alıntıdır'' )
Heavy Metal ortaya çıkışından, günümüze kadar her dönemde, birçok kişi ve kuruluş tarafından yanlış bilinmiş, yanlış bilgilendirilmiş ve yanlış anlaşılmış bir müzik türü olmuştur. Ne yazıkki bunun sebebi, dinleyenlerin büyük bir kısmının ve medyanın konuyu yanlış ele alıp genele yanlış iletmesidir. Heavy Metal'e saldırma ihtiyacı hisseden bazı insanlara karşı, bilinçsiz ve duygusal bir savunma yerine, geçmiştede ele alınmış bu konuyu, hem bir cevap niteliğinde, hem de Heavy Metal'in geçmişini merak edenlere bir kaynak niteliğinde bu yazıyı derlemeye karar verdim.
Heavy Metal ne zaman başladı ? Buna "Herşey Black Sabbath' la başladı" diye kısa bir cevap verebiliriz. Ama bunun öncesinde ilk kıvılcım nerden geldi kimin tarafından geldi bir göz atmak gerekiyor. Evet, ilk kıvılcım "The Kinks"in ,"You really got me" ve "Who"nun "My generation"ıydı. İlk Heavy Metal yıldızı ise 1965 yılında "The Spiders" grubuyla çıkan 34 yıllık efsane Alice Cooper'dı. Yinede Heavy Metal gerçek çıkışını 1967'ye kadar gerçekleştiremedi ve Alice Cooper 'ın 1971'deki "Love ıt to death" albümüne kadar popüler zihniyetin dışında kaldı.
1966'larda rock dünyası hala "Yaz Aşkı"(Çiçek Çocukları)'ının gölgesindeydi. Ama beklenen devrim "Steppenwolf"un "Heavy Metal Thunder" parçasında söylediği gibi dünyayı sallamaya başladı. Cream,Jimi Hendrix Experience, Led Zeppelin, Vanilla Fudge, Iron Butterfly, Grand Funk Railroad, Free, Uriah Heep, Mountain, Humple Pie, Bloodbock, Black Widow, Cactus ve Black Sabbath, 1966 ve 1970 yılları arasında birer birer ortaya çıktılar. Köklerini Rock'N'Roll, ve Blues'dan alan bu sert müzik "Yaz Aşkı" rehavetinden sıkılan gençlik üzerinde giderek etkisini arttırmaya başladı.
Cream ve Jimi Hendrix Experience, Heavy Metal'e ticari profili getiren ilk gruplardandır. Efsanevi Eric Clapton ilk üç kişiden oluşan grubunu kurarak ,"Sunshine of your love" ve "White room" parçalarıyla piyasaya giriş yaptı. Dört albüm ve iki yıldan sonra "Cream","Rush" ve "Van Halen"la birlikte ağırlıklarını rock dünyasında hissettirmeye başladı. Efsanevi Jimi Hendrix kendisine özgü gitar sound'uyla süslediği iki albümü "Are You Experienced?" ve "Electric layland", Janis Joplin ve Doors'u ilah gibi gören binlerce dinleyiciyi balyoz gibi dagıttı.
Bu arada yeni gruplar Foghat, Bad Company, Budgie, UFO ve Status Que sound'larını sertleştirirken, 1973 yılında Heavy Metal'in kralları Led Zeppelin, Deep Purple ve Black Sabbath, diğer grupları gölgede bıraktı. Teknik güçleri, şarkılardaki üstün kompozisyonları daha önce görülmemiş hırs ve tutkuları ayrıca o zamanların en sert müziğini yapmaları, bunun doğal sebebiydi. İşte bu sıralarda Heavy Metal'in satanik imajıda harkulade sahne show'larıyla ön plana çıktı.
Satanik imaj, iki İngiliz grubunun öncülüğünde ortaya çıktı; Black Sabbath ve Led Zeppelin. Jimmy Page, gerçekten güçlü bir satanik kişiliğe sahipken, Black Sabbath'ın lirikleri, şarkıların temaları doğrudan ökült ve mistik öğelerini içermekteydi.Ama siyah pelerini, taşıdıgı mum ve şamdanıyla Ozzy Osbourne hayranlarına korku saçıyor ve yol gösteriyordu.
Sahne show'larında ise Led Zeppelin'in iki saatlik "Rock tıll your drop" ve Alice Cooper'ın Boa Yılanı taşıyan kadın show'u daha sonra bir çok grup tarafından taklit edilmişti.
Heavy Metal'in bu ilk yılları, bir çoklarınca öncü olmasından dolayı, en iyi zamanları olarak tanımlanır ve şüphesiz Heavy Metal tarihinin en içten zamanları olarak bilinir ve kabul edilir. İşte Led Zeppelin belkide en popüler grupların başında gelmektedir; klasik parçaları "Black Dog" ve Arap müziği havasında, Arap teması üzerine kurulu "Kashmir"in yanı sıra Reggea ve Folk müziğinden oldukça dahiyane sentezleriyle müzik dünyasına adını altın harflerle yazdırmıştır. Efsanevi parçaları "Stairway to heaven" bugün hala birçoklarının raflarında ön sıralardadır.
Ancak Heavy Metal'in gerçek ruhu 1970'lerde Black Sabbath'ın sahne almasıyla ortaya çıkar. Tonny Iommi'nin karanlık ve lanetlenmiş müzikal liderliğinde Ozzy Osbourne, Bill Ward ve Geezer Butler'in klasik parçaları "N.I.B.","Paranoid","Children of the grave", tema olarak başta Metallica ve Corrosion Of Conformity olmak üzere bir çok grupta görülmektedir. Bu arada vokalist Rod Evans ve basist Nick Simper aralarına bir başka ilah olan Ritchie Blackmore, Jon Lord ve Ian Gillan'ı alarak uzun yıllarca bir çok dinleyiciyi fethedecek Progresiv Rock adını verdikleri, rock'ın temel taşlarından Deep Purple'ı kurdular.
1970'lerin ortalarında altı yeni grup sahne ışıklarının altında yürüdüler; Judas Prıest, Thin Lizzy, Queen, Aerosmith, Kiss ve Blue Öyster Cult. Judas Priest'in iki gitaristle çalışması yaygınlaşırken, Aerosmith'in Blues, Sex ve Uyuşturucuyu metalin içine sokması dikkat çekti. Thin Lizzy'nin stil ve estetiği, Queen'in deneysel cesareti ve inanılmaz melodileri ve Kiss'in, Alice Cooper'ın başlattığı devrimsel, sanatsal sahne show'ları Heavy Metal'in içine girdi. Blue Öyster Cult ise 1980'lerde kaybolmadan önce 1960'larla 1970'lerin bir uyum içerisinde kaynaşmasını sağlamıştır.
İşte Heavy Metal'in dalları yerlerini sağlamlaştırırken, bazı gruplarda, ileride oldukça popüler olacak sert Progresive Rock'ın temellerini atıyordu. Pink Floyd, Genesis Heavy Metal camiasında yer bulurken Jethro Tull, King Crimson, Yes gibi gruplarda nispeten yumuşak tarzlarıyla "Aqualung","Heartof the sunrise" ve "21st century schizoid man" gibi klasik parçaları ortaya çıkarttılar. Ama yine de hiç biri karmaşık yapılı şarkıları, çift sesli melodileri, yüksek teknik ve virtiözik stilleriyle Progresive Metal'i Rush kadar iyi sunamadılar. İlk albümleri "Fly by nıght" albümünde müzik ve şarkı sözlerindeki eski hırslarını Progresive tarzda bırakmışlardı. Bu değişim daha çok "A farewell to kings" ve "Hemispheres" albümlerinde çok net anlaşılmaktadır. Diğer bir çok Progresive gruplar Emerson Lake And Palmer, Focus,Asia ve Marillion Heavy Metal'le flört etmesine rağmen zaman içerisinde kayboldular.
1970'lerin sonlarında talihsiz bir şekilde durgunlaşma oldu. Kiss ticari kaygılardan eski etkileyiciliğini kaybederken Aerosmith, Thin Lizzy ve Black Sabbath, uyuşturucu yüzünden kendi mezarlarını kazıyorlardı. Deep Purple kişisel sebeplerden sönerken, Led Zeppelin davulcuları John Bonham'ın ölmesiyle dağıldılar. Bu dağılma diğer grup elemanlarının aldığı kararla oldu. Led Zeppelin, John'suz olmaz diyerek bir daha toplanmamak üzere dağıldılar. Fakat sadece Judas Priest ve Queen insanları peşinden sürüklemeyi hala başarıyorlardı. Sadece eski gruplar ölmüyordu, yeni çıkan gruplarda o eski şanlı günleri bıçaklıyorlardı. Sadece bir kaç grup Heavy Metal ateşini sürdürmeye çalışıyordu. Bon Scott'un cehennemi çığlıkları, gitarist Angus Young'ın sitiliyle AC/DC ve Rush bu grupların başında gelmekteydi. Amboy Dukes'ün eski elemanı Ted Nugent , Cat Scratch Fever ve Double Live Gonzo gibi yan projeler, yetmişlerin sonlarındaki nadir Heavy gruplarıydı. Ronnie James Dio'nun kişisel nedenlerden dolayı ayrılışıyla , Blackmore's Rainbow' da 1980'lerin başında yıkılan enson Heavy Metal deviydi.
Ondan sonra metalin, kardeş müziği Punk, rock dünyasını zamansız bir ölümden kurtarmak için sahneye çıktı. Ancak kendi enstrümanlarını çalabilen , Faşizme, kendi hükümetlerini ve temelde günlük hayatı protesto edebilen bir kaç grup, kaba sahne soytarılıklarıyla, üç akorluk parçalarıyla ve öfkeleriyle dikkatleri üzerlerine çektiler. Punk fırtınasının ilk temsilcileri Iggy And The Stooges, MC5 ve New York Dols sayılabilir. 1960'lar ve 1970'li yılların, başlarında , Sex Pistols, Ramones, The Clash, The Dead Boys, U.K.Subs, The Misfits, Crass, The Exploited, The Gloomy, Amebix Banshees ve The Plasmatics gibi nispeten az tanınmış gruplar Punk fırtınasını dünyada estirdiler.
Punk'ların , Punk-Heavy Metal olayına en büyük katkısı, toplumdaki yanlış olaylara protestolarıydı ( Chıldren of the grave ve War Pigs şarkılarında Black Sabbath'ın işlediği konuların yansımasıydı belkide).
Punk'ın en önemli üç grubu Iggy And The Stooges, Ramones ve Sex Pistols'du. Bunlardan ilki Iggy Pop'un grubuydu. Şaşırtıcı sahne show'ları, çok enerjik on-onbeş dakikalık parçaları ve vahşi hareketleriyle dikkati çektiler. İkincisi Ramones'di. Ramones zamanına göre son derece korkusuz, şarkılarıyla, yakın dönemdeki , Red Hot Chili Peppers gibi grupların kurulmasına öncülük etti. Ve son olarak belkide tüm zamanların Punk-Rock grubu Sex Pistols; Grubun başlangıcı oldukça ilginçti, Malcom McClaren'in Rock'N'Roll'dan önceki herşeye karşı olan projesiyle başladı herşey.
Daha sonra bu proje kapsamında iyi bir Punk-Rock grubu kurmayı başardılar. Temel konuları politik protestolar ve alaycı yaklaşımlardı (God Save The Queen, politik protestolara,Sub-Mission ise alaycı konulara örnek gösterilebilir). Ne yazık ki grup Amerika turnesi esnasında kendi kendini yok etti. Basist Sid Vicious, kız arkadaşı Nancy Spunge'yi öldürdü ve peşi sıra aşırı uyuşturucu aldıktan sonra da intehar etti.Bu olay Vicious'u Punk'ın en rezil şehiti yaptı ve böylece Punk-Rock'ın sonu gelmeye başladı. Fakat Punk-Rock'ın bir kısmı 1990'lara kadar underground olarak devam etti.
Gençliğin gözünde Punk ölürken, başka bir agresif grup güçlü bir etkiyle ortaya çıktı; Motorhead. Motorhead, bugünlerde Thrash/Speed/Power Metal diye bildiğimiz ve ileride Death Metal'e kaynak olacak, her şeyin başlanğıcı olacaktı. Grubun ilk albümü "On Parole"(1976)'da serbest kalmamış gücün ufak bir belirtisiydi sadece. Daha sonra 1970'lerin sonunda ve 1980'lerin başında çıkan "Overkill","Bomber","Ace Of Spades" ve "No Sleep 'Tıl Hammersmıth" gibi albümler,"Pedal-to-the-metal" parçalar içeriyordu (Pedal-to-the-metal: Ağırlıklı olarak gitar pedallarının kullanıldığı parçalar). Motorhead, sadece metal izleyicilerinin ilgisini çekmekle kalmadı, aynı zamanda çok sayıda ateşli Punk hayranının ilgisini çekti. Böylece de Metal'le Punk arasında sonunda Hardcore'un oluşumuna neden olacak bir birlikteliğin başlangıcına işaret etti.
Punk, Rock'N'Roll'un temellerini sarsarken, Heavy Metal, Judas Priest, Queen, Scorpıons, Accept gibi gruplarla geri geldi. Bu akım daha sonraları N.W.O.B.H.M.(New Wave Of Brıtısh Heavy Metal)olarak adlandırıldı. Heavy Metal'deki bu önemli İngiliz istilası kendini Diamond Head, Def Leppard,Iron Maiden, Saxon,Samson, Tygers Of Pan Tang, Venom, Raven ve Sweet Savage gibi gruplarla ilan etti. Bunların arasından Iron Maiden ve Def Leppard çok kalıcı oldular, Judas Priest deri giysileri, metal aksesuarlarıyla, yıllar boyu popüler kaldı. Eski deneyimiyli gruplardan Scorpions "Vırgın Kıller","Lovedrıve","Blackout" gibi albümleriyle hem balladlarda,hem de sert parçalarda kendini kanıtladı . Accept, kendisine has katı müziğini."Breaker","Restless And Wild" gibi albümlerle gösterdi.Ve Queen, Thrash ve Melodik vokal harmonileriyle "Stone Cold Crazy" ve ünlü Rock-Opera karışımı "Bohemia Rhapsody"yle sınırlarını aştı.
Bu arada Iron Maiden, Heavy Metal'in mistik imajını geri getirdi, o zamana göre en sert riflerini içeren "Killers","Pıece Of Mind" ve "Powerslave" gibi albümleri yaptılar. Iron Maiden Hard Rock sahnesini yöneten, en sert grup olarak yıllar boyu kaldı, ta ki Metallica gelene kadar. Iron Maiden ,uyumlu ve görkemli gitar rifleri ve gök gürültüsü gibi Bas'lar kullanırken (Bu kombinasyon klasik Heavy Metal olarak adlandırılır). Venom "Welcome to hell" ve "Black Metal" gibi klasikleşen albümleriyle gerçek anlamda Thrash Metal'i başlattı. Böylece aynı zamanda Death Metal'in de ilk sinyallerinide verdi. Venom, zamanının en ateşli grubu oldu. Motorhead ,Judas Prıest, Stained Class ve Riot gibi gruplarla birlikte Venom'da yeni gelenlere ilham kaynagı oldu.Metallica, Slayer ve Mantas (sonradan Death ismini aldı) gibi gruplar bu ilhamla kendilerine özgü hızlı ve agresif müziklerini oluşturdular.
İngiltere'den kaynaklanan bu akımlara Amerika, 1980'lerin Pop/Glam Metal patlamasıyla cevap verdi. Van Halen, 1978'de kuruldu ve 1980'lerde dünya çapında bir grup oldu. Eddie Van Halen'in gitar sihirbazlığıyla David Lee Roth'un vahşi show'larıyla bütün dünyayı etkiledi. Protatip bir grup olarak kurulan Journey 1972'deki kuruluşundan itibaren milyonlarca sattı ve kendilerine özgü klavye kaynaklı Metal'i gündeme getirdi. Daha sonra , Angel, Foreigner ve Mountrose gibi gruplar Amerika'dan çıkıp bütün dünyaya mal oldular. Fakat Amerika'nın asıl çıkışı 1980'lerin başında Mötley Crüe ve Ratt'la oldu. Bu iki Los Angeles'li grubun Sweet ve T-Rex gibi kıdemli gruplardan etkilenimle oluşturdukları parçalarıyla büyük ün sağladılar. Her iki grupta aynı zamanda Alice Cooper, David Bowie, New York Dols, Kiss ve Gary Glitter gibi grupların glam imajından etkilendiler. Bu iki grup Glam Metal grupları arasında, deri giysileriyle , sahne makyajlarıyla, baş bantlarıyla ve kullandıkları metal aksesuarlarıyla en uç noktaya vardılar. Mötley Crüe, 1980'lerin belki de en önemli Glam/Pop-Metal grubu oldu.Ve 1983'te "Shot at the devil" albümüyle Los Angeles'taki metal patlamasını başlattı ve aynı zamanda Heavy Metal'i ticari hale getirdi. Aynı zamanda Ratt ve ondan eski Twisted Sister ve Quıet Riot "Round and round","We're not gonna take ıt","Cum on feel the noıze" gibi dünyaca ünlü çalışmalar çıkardılar.
Bon Jovi, her albümde milyonlarca satarak ve hit üzerine hit balladlar çıkararak, Def Leppard'dan sonra en başarılı ikinci metal grubu oldu. "Slippery When Wet" ve "New Jersey" albümleri Def Leppard'ın "Pyromania"ve "Hysteria" sından sonra tüm dünyada kasırga gibi estiler.Bu iki grup metalin, sertliğiyle popun yaygınlığını ve erişebilirliğini mükemmel bir biçimde dengelediler, o günlerin MTV'den etkilenen gençliğine mükemmel bir karışım sundular.
Bu arada Mötley Crüe ve Ratt kendilerine özğü müziklerini her albümde yenileyerek Glam/Pop Metal'in karanlık yüzünde uzun süreli bir başarı sağladılar. Bu gruplar çok daha fazlasını vererek Kix, Faster Pussycat ve L.A Guns gibi grupların başarısını gölğelediler. Bu gruplar güçlü materyallerine rağmen hakkettikleri yere gelemezken Kiss "Heavens on fire" gibi parçalarla Glam/Pop Metal dünyasının kurallarına uymayı başardı. Daha sonra Glam/Pop Metal patlaması daha sert, yada daha klasik gruplarıda Thunder, GUN, Jackyl gibi grupları yuttu, Cult ve Jackyl ayakta kalmayı başardılar.
Sonunda Glam/pop Metal çok fazla kolay bulunur oldu ve gösterişsiz hale geldiki yeniden canlandırılması gerekti.Whitesnake gibi genel olarak başarılı Hard Rock-Glam Metal grupları bile tüm tecrübelerine rağmen zor durumda kaldılar. Sadece , en güçlü ve en iyi gruplar kalabilecekti, Bon Jovi, Def Leppard ve Mötley Crüe gibi. Glam/Pop Metal dünyası, yeni bir tür gruba ihtiyaç duyuyordu. Diğerleri kadar cilalı ve ulaşılabilir olmayan,ucuz ve pis sokaklardan gelen, bir gruba ihtiyaç duyuyordu.
Guns'N'Roses, Glam / Pop Metal dünyasının tam istediği standartlardaydı. "Appetite for destruction" Slash'in Blues vari gitarıyla Axl Rose 'un vokaliyle, kurulmut kaba ve agresif bir albümdü.
Guns'N'Roses "Welcome to jungle","Nıght train","My Michelle", "Swett chıld O'mine" gibi parçalarla birden bire ilgi çekti. Guns'N'Roses, Glam/Pop Metal'i ticari olarak tüketilmekten kurtardı ve Mötley Crüe'yla birlikte uzun süre Glam/Pop Metal dünyasına hükmetti. Bu arada Bon Jovi ve Def Leppard uzun süren aralar verdiler.
Guns'N'Roses'ın gelişi yeni kolay bulunur grupların gelmesini engellemedi. Poison ve Warrant bunlardan en iyi iki gruptur. Komple yeni birşey ortaya koymadıkları halde şarkıları orjinalve hatırda kalıcıydı. White Lion'da başka bir önemli Glam/Pop Metal çıkışı oldu. Grubun bazı parçaları basmakalıp olmasına rağmen bir çok parçaları çok etkileyiciydi, özellikle; "Lights and thunder","Cry for freedom","If my mind is evil" ve "Leave me alone". Bu arada daha Blues vari çizgide , Cinderella ve Tesla daha açık sözlü rock albümleri yaptılar. Ve etraftaki Glam imajından uzak durmaya çalıştılar. Daha deneyimli Dokken'da George Lynch'in sert ve teknik müzisyenliğiyle güçlü bir Glam/Pop Metal çıkışı oldu. Europe melodik baş yapıtı "The final countdown"la liste başı olurken, Stryper,Winger,GreatWhite, Mr.Big, Bad English, Damn Yankees, Slaughter, Glam/Pop Metal'in önemli unsurlarıydı. Tercihan hatırlanan başarılı gruplardan biri olarak Skid Row'da vardı. Fakat ilk albümlerinin başarısına rağmen Skid Row kadrosu, daha sert temellere giderek batarılarını riske soktular.
Glam/Pop Metal'in dünyayı sarstığı sıralarda, Motorhead ve Venom gibi grupların fanları metal'in gittikçe yumuşadığını gördükçe panik olmaya başladılar. Ancak Thrash, Speed ve Power Metal'in ani çıkışıyla biraz olsun rahatladılar . Bu konuda da Metallica başı çekmekteydi. Metallica farklı rifleri biraraya getirirken, yırtıcı vokaller ön plana çıkıyor ve davulda Twin-Pedal da devreye giriyordu. Kısa süre sonra Mercyful Fate ve Exodus da Metallica'yı takip ettiler ve sert metal dinleyicilerini bir araya getirdiler.
Aynı dönemde üç yeni grup daha bu akıma destek verdi; Slayer, Anthrax ve Megadeth. Metallica'nın eski gitaristi Dave Mustaine, tarafından kurulan Megadeth, daha sonra Techno-Thrash olarakta adlandırılan, karışık rifler ve tempo değişiklikleri içeren bir türü yapmaya başladılar. Bu arada Anthrax da daha sert ve rithm'lerle ilgileniyor ve Rap unsurlarınıda deneysel olarak kullanıyordu. Aynı dönemde Slayer ise dönemin en sert sayılabilecek riflerini grup üyelerinin satanik imajlarıyla birleştiriyordu. Daha sonraları Suicidal Tendencies'in de "Light Camera Revolution" isimli parçalarında da olduğu gibi yakın çalışmaları olmuştu. Ve grup Punk, Alternativ ve Rap müziklerinide vokalist Mike Muir'in "Ekstrovert" tavırlarıyla bu akıma dahil ediliyordu. Yine aynı dönemde Testament grubunun "Practice what you preach" adlı albümüyleriyle 1980'li yılların ortalarında ticari başarıyı yakaladıklarını gözlüyoruz.
Bu dönem eğer Underground çabalar olmasa ve grup demoları dünya çapında başarı sağlamasa, çok kısa sürecekti. İşte bu dönemde Exciter, Overkill, Nuclear Assault, Dark Angel, Destroyer gibi gruplar Thrash Undergroundu sayesinde tanındı ve büyük sayıda bir dinleyici kitlesine Underground aracılıgı ile ulaştı. Yine de Thrash Metal hak ettiği tepkiyi alamadı.
Nihayet Metallica'nın "Master of puppets"ı ile Speed Metal adını iyice duyurmaya ve bu da beraberinde Slayer, Anthrax ve Megadeth gibi grupların iyice tanınmasına ön ayak oldu ki bu gelişmelerle Power Metal'in de önemli bir yeri oluşmaya başladı. Glam/Pop Metal'e cevap Heavy Metal'in Brutal bir formatıyla gelmişti. Aynı dönemde Metal Church, Coroner, Flotsam And Jetsam, Wratchild Amerika, Sacred Reich ve Anvil albümleri ve orjinalliklerine rağmen hak ettikleri başarıyı sağlayamadılar. Voivod'sa daha Progresive bir Speed Metal'e doğru yönelince gözden düşmeye başladı. Takip eden dönemde Angel Dust daha istikrarlı bir sound yarattı.
Speed Metal daha sonraları en uç örneklerden biri olarak gösterilecek olan yeni bir türü de beraberinde getirdi; Death Metal . Hellhammer, Death, Possessed ve Bathory'nin parçaları bu türün ilk örnekleri olarak karşımıza çıktı. Gitarlar mümkün olabildiği kadar sertleşirken, tempo değişiklikleri kaplumbağa hızında, tren hızına kadar değişiyordu. Bu yüzden Twin-Pedal davulcular için bir mutlak haline gelirken, vokalistler de pek akıllıca olmasada çığlıktan, böğürmeye kadar değişkenlik gösteren bir tarz sergilemeye başladılar. Venom'un "Welcome to hell"i Death Metal'in yükselitinin habercisi gibiydi ve bu yükseliti Celtic Frost, Sodom ve Kreator gibi gruplar sürdürdü. Ama bazı metal gruplarının Metalcore'a olan ilgisi Death Metal'i gözden düşürmeye başladı.
Bu dütütü telafi etmek için Sepultura, Obituary ve Morbid Angel yeni çalışmalara imza attılar ve bu sayede Death Metal önemli ve kuvvetli Metal dallarından biri olmaya başladı. Bu sayede de eski gruplar silinmeye başlarken, yeni gruplarda ortaya çıkmaya başladı ; Carcass, Dismember, Benediction, Malevolent, Creation, Hypocrisy, Fudge Tunnel, Entombed, Edge Of Sanity ve Pan-Thy-Monium ve daha progresive olan; Pestilence, Atheist, Believer ve Cynic. Yine de bir süre sonra Death Metal tekrara başladı ve Morbid Angel ve Deicide gibi gruplar dışında bir çoğu tekrara giderken Death Metal'in mezarını daha da derinleştirdiler.
1980'li yılların ikinci yarısında Death Metal'in en değişik ve radikal uzantısı ortaya çıktı; Grindcore. Grindcore kısa sürede farklı ve orjinal bir hal alarak farklı bir tür haline geldi. En önemli gruplardan biri olarak Grindcore'u kullanan Napalm Death oldu. Scurn, Harmony Corrupted ve Utopia Banished'in çalışmaları buna örnektir. Çoğu zaman Heavy Metal'in öncülerinden biri olarak adlandırılan bu türün, müziği alaşağı eden tutumu ve bu anlamdaki radikalliği Grindcore'un müzik olup olmadığının tartışmasına bile yol açtı. ConnibalCorpse ve Scorn gibi gruplar bu türü iyice benimserken, Carcass, Godflesh, Treponem Pal ve Pitchshifter gibi gruplarsa daha az radikal tutum sergiliyerek bu türden uzaklaşmaya başladılar.
Bu sırada, diğer tarafta Death Metal'in yeni bir uzantısı olan ve daha melodik gibi görünen, biraz gürültülü ama gelecek vaad eden Black Metal üretilmeye başlandı. Daha fazla deneyselliğe açık olan ve daha melodik gözüken bu tür kısa sürede grupların ilgisini çekti ve söz konusu grupların yoğun Metal tarzlarından daha melodik olan Black Metal'e kaydıklarını görüyoruz. Samael, Satyricon, Cradle Of Filth ve Moonspell bunun en güzel örneklerindendir ki bu gruplar müziklerine bir çok yeni unsurlar kattılar (Klasik, Flamenco, Folklorik Avrupa Müziği, Synthisizers, Bayan Vokalleri , Böğürmeyen Vokaller ve Çığlık Vokaller).
1990'ların başlarında , Tiamat, Therion, Sentenced ve Cemetary daha önce sergiledikleri Death Metal sound'undan uzaklatarak daha progresive, doom ve klasik metal türleri içeren yeni bir tarz sergilediler. Bu da diğer grupların bu türe ilgisiyle farklı , zor ve karmaşık bir Death Metal içeriği oluşturdu. At The Gates, Dark Tranquillity ve In Flames gibi İsveç'li gruplar bu dönemde Death Metal'e buluşçu ve teknik anlamda ki yaklaşımları ile büyük katkıda bulundular. Onları takip eden Emperor ve senfonik katkılarıyla, Arcturus ve Dimmu Borgir gibi gruplarda Black Metal'in Death Metal'i anımsatmada ne kadar önemli olduğunu gösteren çalışmalar yaptılar.
Death Metal'in, Thrash Metal'den çıktığı ve mümkün olduğu kadar hızlı çalmanın gruplar arasında moda olduğu bu dönemde bazı müzisyenlerin daha yavaş müzik arayışlarına girdiği ve bir zaman yokolmaya yüz tutan Doom Metal'i denediği görüldü. Witchfinder General, Trouble ve Saint Vitus, Black Sabbath'tan bu yana Metal'e slow yaklaşımda bulunan ve Heavy Riflerle blues etkisini birleştiren belkide en iyi gruplar arasında yer alıyordu. Twin Gitar imajıyla ortaya çıkan Trouble'sa hak ettiği ilgiyi sağlayamadı. Witchfynde, Angel Witch, Candlemass, Obssessed ve Dream Death'de bu gruplar arasında yer alırken, eski Death, Thrash ve Punk gruplarının üyelerinden kurulu olan iki grup Doom Metal'i tekrar gündeme getirdi ; Paradise Lost ve Cathedral.